Wednesday, November 12, 2008
Güzel Bir Proje - Basını Izliyoruz
Saturday, October 25, 2008
Under the Influnce Türkçe’nin Katliamı
Milliyet’in Türkçe'si
Heather Locklear, zararlı madde etkisi altındayken araç kullandığı gerekçesiyle yine tutuklandı.
Türkçe’de zararlı madde etkisi altındayken araç kullanma diye bir şey yoktur. Zararli maddeninin tanımı bile yok. Biz zararli madde dedikten sonra onu açıklarız. Bizim öyle bir kavramımız yok. Kavramın ıngilizcesi DUI yani “driving under the influence” yani “etki altında araba sürmek” atki altında terimi de esrar, alkol gibi zararli maddeleri .
Türkçede bu cümle Türkiye nufusunun %90’ınina hiç bir şey ifade etmez. Böyle demeniz gerekir: Esrarli ya da uyuşturucu almışken araç kullanmak.
O salak ülkücüler vatan haini arıyorlarsa bu hergün okuyup o inci gibi yorumlarını bıraktığı gazetelerine baksalar ya…
Türkçe’nin hangi zaralı maddeler altında emperyalisme peşkeş çekildiğini görsünler…
Thursday, October 23, 2008
Ne diyor Ahmet Türk?
- Perihan Magden'den
Derhal düştü haber: “Diyarbakır Başsavcılığı Ahmet Türk’ün konuşması için inceleme başlattı.”
Buyrun, burdan başlatın!
“Her şehit için bir DTP’li öldürülmeli’, ırkçı, cinayete/şiddete davet edici lafını İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ sınırları içinde telakki eden Yüce Türk Adaleti, Türk’ün
laflarını es geçmeyecekti pek tabiidir ki.
Değerlendirecektir. Devami.... - Ece Temelkuran'den
DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ‘soykırım’ dedi ve ‘eğlenceler’ başladı. Türk hakkında inceleme başlatıldı. Oysa Türk’ün söylediği şuydu:
‘1980 askeri darbesi hem Kürt halkı için hem de bütün Türkiye için eşi benzeri görülmemiş siyasi, sosyal ve kültürel soykırıma neden oldu. PKK bu darbeye hazırlık ve soykırım ortamında doğdu, büyüdü.’ Devami...
Thursday, August 21, 2008
Medyanın Milliyetçi Propaganda Işlevi
Erhan ÜSTÜNDAĞ
Friday, May 2, 2008
Bir iş var bu işin içinde!!!!
Bu iktidar kuyrukçusu, göt yalayıcı, devletçi, ahlaksız, namussuz, şerefsiz ve bilcümle küfürlerin layıkı medyaya ne oluyor? Birdenbire işçi, emekçi destekçisi kesildi. Polisi eleştirir oldular. Bir iş var bu işin içinde!!!!
Oysaki bildiğimiz alıştığımız medya kurbanı suçlu göstermez miydi? Polis masum masum ve canbaş ile görevini yaparken göstericiler tahrik etmiş ya da göstericiler saldırmış olmaz mıydı hikayelerine? Valla bi iş var bu işin içinde…AKP’yi mi alaşağı etmek için bütün bunlar? Bilmiyorum sebep nedir. Ama her ne halt ise midemi bulandırıyor…Dedim ya bir iş var bu işin içinde!!!!
Thursday, May 1, 2008
Suç, Ceza ve Madya
Deniz Gezmiş'i anan devrimcilere dava açılmıştı, hatırlıyor musunuz? Davanın gerekçesi suçu ve suçluyu ővmekti. Bu kesinlikle kıçından yorumlanmış, sadece belli bir gurubun çıkarları doğrultusunda işleyen adalet sisteminin gőrüngüsünden başka bir şey değildir. Neyse hadi varsayalım gerçekten mezar ziyareti suç olsun. Ziyaretçiler de suçlu. Ki Deniz Gezmiş'i anmak suç değildir. Olamaz da. Ama hadi őyle varsayalım. Peki linç suç mudur? Linç girişimi suç mudur? Suçtur. Peki bakın şu gazetenin başlığına. “Muhammet Isa aşkına” ya da inandığınız ne varsa onun aşkına sőyleyin asıl bu değil midir suçu ve suçluyu ővmek. Hatta daha őtesinde bu belli bir şiddet gurubunu suça kışkırtmak değil midir?
Türk Ceza Kanunu’nuna gőre suç olması gerekiyor. Bakın yasa şőyle:
Madde 214 - (1) Suç işlemek için alenen tahrikte bulunan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Madde 215 - (1) İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Halkın bir kısmını diğer bir kısmına karşı silâhlandırarak, birbirini öldürmeye tahrik eden kişi, onbeş yıldan yirmidört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Tahrik konusu suçların işlenmesi hâlinde, tahrik eden kişi, bu suçlara azmettiren sıfatıyla cezalandırılır.
Madde 216 - (1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması hâlinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Gazeteye bu suç(lar)dan őtürü hiç bir yasal işlem yapılmadı. Linç girişimi yapanlara da. Yeni bir Kahraman Maraş, yeni bir Sivas yaşanırsa bu olaylara alkış tutanlar, yasal gőrevini yapmayanlar, savsaklayanlar, kőtüye kullananlar suçlu mudur değil midir?
Linçin diğer bir anlamı da ülkede hukuğun kalmayışının gőstergesi oluşudur. Ki bunun için ağzı salyalı guruplar kendi kin ve őfkelerinin dogrultusunda suç ve ceza anlayışını işletirler. Kendileridir yasa ve hukuk. Yani linçe uğrayan kurbanları ve onların haklarını koruyup kollayacak hiç bir mekanizma yoktur. Gerçekten! Adalet yoktur artık. Hukuk yoktur! Işte asıl budur terőr. Işte asıl budur kargaşa.
Wednesday, March 19, 2008
Haysiyet.com
Gazeticilik hakkinda ciddi yazilarla ilgilenenler arsivde bir cok yararli sey bulabilirler.
Tuesday, March 4, 2008
DTP'den Garip Tesadüf - Milliyet Yine Bildiğimiz Gibi
DTP grup toplantısında sarı, kırmızı ve yeşil türban takan üç bayan yanyana oturunca bakın Milliyet ne demiş:
DTP sırasında oturan dinleyicilerin türban renkleri ve 'tesadüfen' yan yana oturmaları "türban ve siyasi simge" tartışmalarını hatırlattı
Tebrik ediyorum Milliyet'i. Yine basitliğini göstermeyi bilmişler. Gerek haberin yüzde 95'iyle alakası olmayan bir başlık ve resim kullanmaları, gerek tırnak işaretleri ve kinayeli tarzıyla attığı başlık Milliyet'i Milliyet yapan özellikler zaten.
Sonuç olarak DTP'nin PKK ile bağlantılı olduğunu bilmeyen var mı? DTP'nin siyasi mesaj vermek için üç tane türbanlıyı yan yana oturtunca eline ne geçecek peki? Olsa olsa Milliyet, Kürt siyasetçileri ve türban yanlılarını aynı kefeye koyup tek taşla iki linç girişiminde bulunabilir.
Wednesday, February 27, 2008
İyi haber - kötü haber
* Gazeteciler haberin dışında. Ne söyleniyorsa onu yazıyorlar. Afferim onlara.
* Ordu harekata tanık istemiyor. Onlara da 10 puan.
Friday, February 22, 2008
Gece Yarısı Görüştüm Ne demek?
Haberin ne dediği önemli değil. Başlığın yazılışına dikkatinizi çekmek istiyorum. Başlık öyle bi yazılmış ki başlığı okuyanın aklına ilk acil zamanda aranmış ve hatta Bush'u uykusundan uyandırmış gibi bir şey geliyor. Oysa Türkiye ile USA arasında 7 saat fark var. Yani Türkiye'de gece yarısı 3 iken Washington DC de sabah 10 dur efendim. ve evet sasirtici ama Turkiye zaman bakimindan Amerika'dan 7 saat ileridedir. Bu nednele Yani Türkiye'de gece yarısı 3 iken Washington DC de aksam8:00 (ya da 20) dir efendim.
Yani Bush'a sabah akşam uyumaya gitmeden ulaşmak icin Ankara'da gece yarısı kalkıp telefon etmeniz gerekir. Yoksa "ben Bush’u bile uykusundan uyandiracak kadar samimiyim ya da Ulu Turkiye Cumhuriyetini temsil ettiğim için protocol, uyku-muyku anlamam telefon ederim. Kalksin eşşekoğlueşşek" gibi bir sey degil bu. Yani sizi böyle küçük küçük kelime oyunlarıyla uyutuyorlar… Izin vermeyin ne olur, bırakın Türkiyeli olmaktan utanmayı insan olduğumdan utanır etti bu medya beni.
Diger yandan Bush'u uykusundan uyandırırsanız Texas'lı bir maçodur muhterem. Ağzınıza sıçar valla. Öyle Kasımpaşalı falan da dinlemez icabında...Bakın ortada fol yok yumurta yok adam Irak’a girdi…Anlaşıldı mı?
Sunday, January 27, 2008
İbne tetikçi
Vay ibne tetikçi vaaay...
Saturday, January 26, 2008
RTÜK seksi sevmiyor
Ne yapacağız seninle -yasak aşkım- RTÜK, hiç bilmiyorum. Bizi de kapat. Durma haydi tuşuma bas!
Friday, January 25, 2008
Medyaironik
Bir de yanlış hatırlamıyorsam bu köşe Yeni Harman'da da vardı. Ama Leman eleştirisi yapmak zorunda kalırım bundan bahsedersem.. Ki hiç hazzetmem.
Neyse, böyle bir köşe var. Takip etmekte fayda görüyorum.
Bu arada bu Taraf'ın ne zaman bir internet sitesi olacak? Hangi yüzyıldayız?
Friday, January 18, 2008
Wednesday, January 16, 2008
İşte o bayrak!

Tercüman gazetesi yine sadomazokaniçicimilliyetçilik şalterini kaldırmış.. Onlardan da bu beklenirdi zaten, değil mi?
Hanginizin kanı ve yaşamı daha değerli anlayın işte. 8 asker orada ölmüş olsaydı "kuzucuklarımız" olacaktı, ama çocuklar sırf yaşadığı için vatan haini şu sıralar. Ve böyle kandan yapılan bayraklar, kan anonsları, kan davasına çevrilen pis bir savaş, ...
Delirdik. Cümleten hayırlı olsun.
Cumhuriyet'in baş örtüsü
Ben Sıkıldım Bu Haritalardan
Hafızam genelde çok iyi değildir ama güzide medyamız sürekli bombardıman yaptığı için bu tip haberler artık aklımda yer edinmiş. Kaç defa gördük Suriye'nin Hatay'a sahip olduğu haritalarla ilgili haberleri. Kürdistan'ın var olduğu haritaları veya adının geçtiği yazıları kaç defa medyamızın gazıyla protesto ettik, sağa sola faks, email, mektup yolladık.
Artık kabak tadı vermeye başladı bu iş. Birisi her harita çizdiğinde Milliyet amaçsız bir şekilde gaz veriyor gariban halkıma. Dünyanın bir yerinde bir dergi bir harita çizmiş, rahat olun ya, yarası olan gocunsun demek istiyorum. İt ürür kervan yürür kardeşim. Belki de Milliyet'e en güzel cevabı yine haberde adı geçen haritanın çizeri vermiş:
Haritanın Türkiye'de "paranoya yarattığını" söyleyen Peters, "Haritayı kalemle ras gele çizdim. Ama Türklerin çok kızdığını biliyorum. Herkes o haritayı ciddiye aldı, 50 mil ileriye 20 mil geriye tartışmaya başladı" dedi.
(Not: Milliyet yine imla şov yaparak "rast gele" lafını katletmiş. Ne ilk ne son, aynen böyle devam)
Monday, January 7, 2008
Terör karşısında medya ne yapmalı?
Diyarbakır saldırısını üç gazete aynı başlıkla verdi: "Terörün son çırpınışı!"
Keşke öyle olsa...
Son 15 yılda bu başlığı kaç kez okuduk, kaç yetkiliden bu açıklamayı işittik acaba?..
Oysa kanlı bir çark bu:
Her son, bir ilki tetikliyor.
Her taarruz, bir saldırıyı davet ediyor.
Her ceza, yeni bir suça vesile oluyor.
Kendimizi kandırmayalım; öyle kolay bitmeyecek.
* * *
Medya önce "teröre terör diyebilmeli"dir.
Falanca haklı gerekçe, filanca partinin desteği, halkın şu kadarının oyu, sivil-asker ayrımı yapmadan kendi halkını vahşice bombalayan bir örgütün eylemini meşrulaştıramaz.
Karşısına topyekûn dikilmemiz gereken bir terör eylemiyle karşı karşıyayız.
Önce bu ilkede uzlaşmalıyız.
* * *
İkinci iş, duygudan çok bilgi aktarmaya çalışmaktır.
Devami.....
Sunday, December 30, 2007
Terörist kellesi

Okuruna saygı duyan gazete Hürriyet, Butto süikasti ertesinde insanlara "teröristin kafası bulundu, fotoğrafı yayınlayalım mı yayınlamayalım mı?" şeklinde bir soru sordu.
Kana, teröre, şiddete, sekse, insanlığa ve benzeri şeylere uzak okurlar da "evet, yayınlayın" dedi. (hah, sonunda hürriyet tadı yakaladım ben de)
Ve fotoğraf yayınlandı.
Sunday, December 23, 2007
Gelişken organizasyonların bir listesi
Şu keşmekeşten çıkmak için harika bir başlangıç.
Saturday, December 22, 2007
Ahmet Altan'dan: Doğrudur ama “Gerçek” değildir."

Eğer Türk medyası, sadece bir hafta dürüst gazetecilik yapsa bu ülke barışın kapısından geçebilecek hale gelir.
Türk milliyetçiliğini, şiddeti, silahı, ölümü, kıyımı öven yayınlarından vazgeçseler, çekilen acıları, dağılan aileleri, insan dramlarını, o trajedileri size de izletseler, siz de öfke yerine merhamet duyarsınız.
Bakın, eğer istersem ben sizi İstanbul’un bir cinayetler kenti olduğuna ikna edebilirim.
Aynı gün işlenen bütün cinayetlerin haberlerini yan yana koyarım.
Televizyona ardı ardına cinayet görüntülerini yüklerim.
Korkudan evden çıkamaz hale gelirsiniz.
Söylediklerim doğrudur ama “gerçek” değildir.
Cinayetlerin olduğu doğrudur ama İstanbul’un “yan yana konulmuş haberlerin” yansıttığı gibi her an adam öldürülen bir kent olduğu doğru değildir.
İşte size Güneydoğu’yla ilgili aynen bunu yapıyorlar.
Thursday, December 20, 2007
Bu gazeteleri okumanın bir yan etkisi olarak: Agresyon
Wednesday, December 19, 2007
Entelektüel Fahişeler..
'Dünya tarihinin şu anına dek, Amerika'da 'Özgür bağımsız basın' diye birşey olmamıştır. Bunu siz de biliyorsunuz biz de...' diye başlıyor sözlerine; 'Hiçbiriniz düşündüklerinizi olduğu gibi yazmaya cesaret edemezsiniz. Bunu yapmaya kalktığınızda yazdıklarınızın önceden basılmayacağını bilirsiniz çünki. Çalıştığım gazete bana düşüncelerimi özgürce yazmam için değil, tersine yazmamam için haftalık bir ücret ödüyorlar. İçinizde benzer biçimde benzer ücret alan başkaları da vardır. Düşüncelerini açıkça yazacak kadar salak olan herhangi biri, sokakta başka bir iş arıyor olacaktır. Gazetemin herhangi bir sayısında düşüncelerimi apaçık yazmaya izin verseydim, 24 saat dolmadan işimden atılırdım. Gazetecilerin işi; gerçeği yok etmek, düpedüz yalan söylemek, saptırmak, kötülemek, servet sahiplerine dalkavukluk etmek, kendi gündelik ekmeği uğruna yurdunu ve soyunu satmaktır. Bunu siz de biliyorsunuz, ben de.. Öyleyse şimdi burada 'bağımsız özgür basının' (!) 'şerefine' (!) kadeh kaldırmak saçmalığı da nereden çıktı? Bizler, sahnenin arkasındaki zengin adamların oyuncakları, kullarıyız. Bizler ipleri çekilince zıplayan oyuncak kuklalarız. Onlar ipleri çekiyorlar ve biz dans ediyoruz. Yeteneklerimiz, olanaklarımız ve yaşamlarımız, hepsi başkalarının malı. Bizler entellektüel fahişeleriz.
Not: Swinton toplantıyı şaşkın bakışlar arasında terk etti. Gazeteden istifa etti ve kimseden para almaksızın "John Swinton's paper" diye tek yapraklı bir 'gazete' çıkartmaya başladı.
Bu Turkce ceviri bana bir listservden geldi. Ingilizce orijinaline burdan ulasilabilinir.
http://www.constitution.org/pub/swinton_press.htm
Tuesday, December 18, 2007
Hele bak Şu Sőyleyene.
Küfür edip bitireyim diye iyi bir küfür bulmaya çalışıyorum. Bulamadım iyi mi? Küfür bile yok őfkemi karşılayacak..Sizin #/*/@!!*!!...
Monday, December 17, 2007
Beceriksiz Hırsız Milliyet
Milliyet haberinde Milan'ın dünya şampiyonu olduğunu ve Urawa Reds'in turnuvayı üçüncü bitirdiğini belirtirken şöyle bir ifade kullanmış:
"Fenerbahçe’nin eski teknik direktörlerinden, Urawa Red Diamonds teknik direktörü Holger Osieck de Washington’a övgüler yağdırdı. "Washington, en iyi golcümüz" diyen teknik adam, ona hak ettiği tüm kredileri verdiğini ifade etti."
Öncelikle eğer paragraftaki bariz hata dikkatinizi çekmediyse tekrar okuyun, yine fark edemediyseniz sizin de Türkçe'niz bozuk demektir.
Neyse gelelim sadede. "Kredi vermek" deyişi Türkçe'de bankadan alınan borçlar için kullanılırken, Milliyet bu ifadeyi İngilizce'deki anlamında (övmek, hakkını vermek) anlamında kullanmış. Türkiye'nin en çok satan gazetelerinin bir tanesinde bu kadar bariz bir dil yanlışı yapılmış ve kimsenin gözüne çarpmamış demek ki... Bu işin beceriksizlik kısmı.
Şimdi gelelim hırsızlık kısmına. Haberin İngilizce'den tercüme olduğunu anlayınca Google'dan biraz araştırdım. Haberi aslını geçen ajans Associated Press. Bağlantıya baktıysanız AP'nin kaynak olarak gösterildiğini göreceksiniz. Elbetteki Milliyet'te bu kadarı bile yok. Al başkasının haberini, dandik bir tercüme yap, kaynak da gösterme. İlkokul çocuğunun ödevine benziyorsun Milliyet. Ne diyeyim daha sana?
Thursday, December 13, 2007
Zebralar
Bugün acaba hangi kanalda RTÜK denen saçma kurumun saçmalığı hakkında bir şeyler izleyebiliyor, okuyabiliyoruz?
RTÜK'ten ceza yedikten sonra mazlumu oynamayı ben de biliyorum. Sen karşı çıkabiliyor musun? Ceza yemeden de? Bana bundan haber ver.
Tabiidir ki yalan haberin, suçlamanın, hedef göstermenin bir cezası olmalı. Ancak bunun otokontrolle mümkün olduğuna inanıyorum ben. Kaldı ki mahkemeler de orada duruyor.
Anlamıyorum ki ben, bu RTÜK bir tek bana mı saçma geliyor?
Wednesday, December 12, 2007
Dijital Medya Yarışması
Monday, December 10, 2007
Hürriyet ve yalanlar
Türkiye'nin "Hürriyet gazetesi sorunu" ve örnek 15 yalan.
Saturday, December 8, 2007
Valla bıktık billa bıktık!
Hadi hayal gücü...
Hadi yaratıcılık...
Başka bir posting yapmayi düsünmüyorum. Bir tek bu posting ve ilgili yorumlar (lanet, beddua, ve küfürsüz küfürler) olacak...



